Attention pleassee!
Pinkfreud, bütün erkeklerin sarışın, uzun boylu, mavi gözlü ve yakışıklı olduğu memleket
Finlandiya‘dan bildiriyor!
Bir Finli gibi yaşamayı deneyimlemek için gittiğimiz Finlandiya‘dan ayağımın tozuyla döndüm. Ne ara gittim geldim ben de anlayamadım, su gibi aktı gitti üç gün. Hatta bir de döner dönmez kısa bir Antalya tatili sıkıştırdım araya. Fotoğraçısından bloggerına, marka müdüründen gurmesine, iletişimciden dje, gazeteciye kadar uzanan geniş bir yelpazedeki kalabalık ekibimizle unutulması zor bir deneyim yaşadık.
3.5 saat süren yolculuğumuz kafası bir hayli güzel THY pilotunun yaklaşık yarım saat süren konuşmasıyla başladı. “Bayanlar, baylar, sevgili çocuklar, ve kendini her daim çocuk hissedenler, içindeki çocuğu hiç öldürmeyenler….” diye başlayan konuşma Baltık denizin geçtiğimizde anca bitmişti.
Biraz otobüs, biraz gemi yolculuğundan sonra nihayet adamıza ve üç gün boyunca yaşayacağımız evimize ulaştık.
Gelir gelmez Finlandia Vodka kokteylleriyle karşılanıp, yemek öncesi aperatifleri atıştırırken yine vodka shot ikramıyla karşılaşınca 3 gün boyunca su yerine vodka içeceğimizi iyice anlamış bulunduk.
Evimizin içinden bir kaç kare… Niye koca bahçeyi, verandayı, üst katları çekmeyi akıl edemeyip sadece yemek yediğimiz yerin fotoğraflarını çektiğimi az çok tahmin edebiliyorsunuzdur.
Bir Finli gibi yaşamayı deneyimlemeye gittik ama baktık tam bir Türk gibi davranıp yiyip içip yatıyoruz, kalktık kendimizi ormana attık.
Finli olmaya gidip Japon turistlere döndüğümüz de olmadı değil.
Finlandiya‘da her evde olduğu gibi bizim kaldığımız evde de sauna vardı. Tabii sauna pek boş kalmadığı için fotoğraflayamadım. Bütün Finliler yaz kış saunaya girer, hatta önemli iş toplantılarını saunada gerçekleştirdikleri bile olurmuş. Uzun sohbetler sonucunda; çocuklar ve ailelerinin saunada hep beraber cıbıl cıbıl oturmalarının Türk aile yapısına ters olduğuna karar verip vodkalarımızı içmeye geri döndük her zamanki gibi.
Sözde ıssız adaya gittik, teknolojiden 5 dakika bile ayrı kalmak mümkün olmadı.
Finlandia Vodka‘nın miksolojisti, aynı zamanda bize 3 gün boyunca ev sahipliği yapan
Pekka, iyi bir kokteyl yapmanın sırlarını anlatıp, uygulamalı olarak gösterdi. Sarışın, uzun boylu, dalyan gibi İskandinav erkeği diye sevinmeyin, evli ve üç çocuk babasıymış
Pekka, üzgünüm kızlar
Ertesi sabah bot turuna çıkmak üzere hazırlandık. Montlar, şapkalar, pantolonlar… Deniz durgun olduğundan üzerimize bir damla bile su sıçramadı ama olsun, Finli gibi yaşamaya başlamıştık. Evden saat 10′da çıkılacak dendi mi, 10 da çıkılacak. Yoksa Pekka evi üzerinize kitleyip gidiyor! Evdeki çılgın Türkler arasında minik bir Osmanlı isyanı başlamasına ramak kalmıştı ki tatil bitiverdi.
Finlandiya‘da tam 180 bin tane ada varmış. Tabi çoğu ufacık bir kaya parçası olsa da, adalarda az da olsa yerleşim mevcut.
Biz İstanbul‘da gideceğimiz yere en az bir saat trafik sonucu ulaşırken Finlandiya‘da insanlar böyle yerlerde yaşıyor işte. Sonra vay efendim bu kız niye cinnet geçirdi.
Ve Helsinki… Helsinki de diğer tüm Kuzey Avrupa şehirleri gibi fazlasıyla sessiz, sakin ve bir o kadar modern. Helsinki‘nin ortasında kocaman bir park var. Başkentin ortasında olduğunuzu unutup çimenlere yayılabilirsiniz.
Alışveriş merkezleri bizdekinin aksine mimariyi hiç etkilememiş. Bu görmüş olduğunuz Coca Cola, Diesel vs.. yazan tüm binalar devasa alışveriş merkezleri. Dışarıdan baktığınızda şehrin binaları sandığınız bu yerlerin içi ışıl ışıl. Ne bizdeki gibi koca ışıklı reklam panoları, ne garip bir mimari, her şey şehirle, eskiyle bütünleşmiş Helsinki’de.
Helsinki bu sene (2012) dünyanın tasarım başkenti seçilmiş. Hemen hemen her yerde ödüllü tasarımcıların ürünleri yer alıyor.
Bu özel tasarım ürünleri incelemek üzere rehber eşliğinde bana göre bir mobilya mağazasına, Finlilere göre bir tasarım cennetine girdik. Anlatan kişi o kadar tutkulu, o kadar gönül vermiş ki bu işe, yaklaşık yarım saat bir masanın bacağının L neden şeklinde olduğunu anlattı. Bu kare de o yarım saatin sonlarına doğru çekildi.
Tasarım başkentine gelmişken bu işin moda ayağına uğramamak olur mu hiç.
Ivana Helsinki markasının butiğine gidip, tasarımcısının ağzından markayı dinledik.
Bizler Ivana Helsinki‘yi ilk kez duysak da aslında kendisi oldukça meşhurmuş. Öyle ki; New York Fashion Week‘de iki kez solo defile düzenlemiş.
Gece boyunca Helsinki‘nin en ünlü mekanlarında gezdik ama oldukça merak ettiğim bir yer daha vardı. Helsinki‘nin en popüler eşcinsel mekanı olan dtm‘in anlamı “Don’t Tell Mama“
Vakitsizlikten dolayı girip de gezemediğim için en çok üzüldüğüm dükkan Doggystyle. Koca mağaza sadece köpek eşyaları satıyor, Vegas‘cığıma ne ciciler alırdım eğer vaktim olsaydı.
Ve yemeğe başlamadan önce çektiğim son fotoğraf. Sonrasını hatırlamıyorum… Şaka şaka, üşengeçlikten makinemi bir köşede bırakıp geceye öyle devam ettim. Gecenin devamına dair yazılar fotoğrafsız olacak yani.
* Helsinki’de gece hayatı da oldukça sakin. Okulların yeni açıldığı bir dönemde, haftaiçi dışarı çıktık gerçi ama olsun, oralarda bulunan bir kaç insanın yüzünden dinginlik, huzur, sakinlik akıyordu resmen.
* Anladım ki
Finlandiya mutfağı bana göre değil. Ödüllü şeflerin elinden yediğimiz yemeklerin hakkını veremedim. Tütsülenmiş somon yerken hep kebap düşündüm
*Mimarisi bizdeki
Çiçek Pasajı‘na benzeyen, tünel gibi bir yere gittik. “Aaa her yaştan insan var ne güzel, buranın yaşlıları da gece çıkıyor.” diye saf saf gülerken öğrendik ki, orası yaşlıların “avlanmak” üzere geldikleri bir yermiş. Tünelin başından yalnız girenler, gecenin sonunda mutlaka bu tünelden eli boş çıkmazlarmış.
Ali Tufan Koç‘un bu tünelle ilgili detaylı yazısını okumak için tık tık:
Ali Tufan Koç – Milliyet Cadde
* Evet Finlandiya‘da hava kararıyormuş maalesef. Midnight Sun‘ın sonuna yetiştiğimizden gece bir kaç saatliğine de olsa hava kararıyor. Ama sanki gökyüzündeki milyonlarca yıldız her an ağzınıza girecek kadar yakında duruyor.
Ve dönüş yolculuğu… Adamızın herrrrrrr daim poz veren DJ’i
Doğuş Cabakcor uyurken de poz vermeyi ihmal etmedi. Eylül ayının sonunda gerçekleşecek olan müziklerini Doğuş’un yapacağı, fotoğrafcı
Deniz Koşan‘ın adada çektiği fotoğrafların sergileneceği partide göreceksiniz ki Doğuş 7/24 poz vermiş. Ufak bir spoiler de vereyim, bu özel partiye blogdan davetiye dağıtacağım
–
Kısa olduğu kadar yorucu, yorucu olduğu kadar keyifli bir Finlandiya macerası da böyle geçti gitti. Bir çok şeyi net olarak hatırlayamadığımdan yazamadım, affınıza sığınıyorum. Sebebi malum.
Finlandiya‘da başka neler yaptık, ve burada daha neler yapacağız diye merak edenler Finlandia Vodka‘nın Facebook sayfasın ziyaret edebilirler: https://www.facebook.com/FinlandiaVodkaTurkiye