'Modayı Yaratan Kadınlar Kimlerdir' Güzellik & Moda
DantelÖrgüm.com Örnekleri modellerisponsorlu bağlantılar
Modayı Yaratan Kadınlar Kimlerdir
Isabella Blow
İngiliz moda editörü Isabella Blow, bir modern zaman kaşifiydi. Bu gösterişli kaşif, Alexander McQeen ve Philip Treacy gibi önemli isimleri keşfederek, onlara tüm desteğini verdi. Alexander McQueen’in mezuniyet defilesindeki parçaların hepsini satın alarak tasarımcının önünü açtı. Moda, onun oyun parkıydı. Moda haftalarında günde yedi kez kıyafet değiştirdiği bile olurdu. “Bazıları yemek yapmayı sever, bazıları bahçeyle uğraşmayı. Benim malzemem kıyafetler “ demişti. Sevdiklerinin onu çağırdığı ismiyle Issy, 2007 yılında intihar ederek hayatına son verdi.
Marlene Dietrich: Ernest Hemingway’in “Sesiyle bile kırabilir kalbinizi. Ve sonra tek bir sözcükle iyileştirebilir yaralarınızı” dediği güçlü bir personaydı Marlene Dietrich. Beyazperdenin gizemli ve görkemli ikonu, androjen bir kimliğe bürünmesine rağmen sinema tarihinin seksapeli en yüksek yıldızlarından oldu. Kabarelerde sahne aldığında silindir şapka takarak maskülen görünmekten imtina etmedi. Panrolon-ceket takımlar, imajının bir parçasıydı. 1932 yılında The Sign of the Cross filminin prömiyerine, kavalyeleri Maurice Chevalier ve Gary Cooper gibi smokin takım giyerek katıldığında büyük bir skandala sebep oldu. İmajı için giyindiğini her zaman vurguladı ve şöyle dedi: “kendim, toplum, moda veya erkeler için giyinmiyorum.”
Brigitte Bardot: Modanın, seksi tanrıça Brigette Bardot’a olan tutkusu hiçbir zaman tükenmiyor. Bardot modaya yaklaşımıyla, 60’ların dertsiz ve tasasız yaşam tarzını en iyi ifade eden yıldızlardan oldu. St. Tropez’de geçirdiği sefahat günlerinde bikininin popülaritesini artırdı. Babeti sokaklara taşıdı. Seksi görünmekten asla çekinmedi. Fransız yazar François Sagan onun için
Edith Head: Hollywood’un altın çağını yaşadığı 40’lı ve 50’li yıllarda film stüdyolarının yıldızları, aktrisler olduğu kadar; onları giydiren kostüm tasarımcısı Edith Head’di de. O, 44 sene boyunca Paramount Pictures’da Veronica Lake’den Grace Kelly’e kadar pek çok göz kamaştırıcı isim için film kostümleri tasarladı. Kadınların, modaya dair izlenimlerini televizyon ve filmler vasıtasıyla edindiği yıllarda, Head onların yol göstericisi oldu. 1967’de Universal Stusios’ta baş tasarımcı olarak görev yapmaya başladı. 35 adaylığı ve sekiz ödülüyle Oscar Ödülleri tarihinin en çok şereflendirdiği kostüm tasarımcısı ve kadın unvanına sahip oldu. Lassie haricinde şımarmamış bir yıldızla karşılaşmamış olduğunu beyan etmesi, sinema tarihinin unutulmayan vecizelerindendir.
Kate Moss: Moda fabrikası her yıl yüzlerce model üretiyor ve nadiren de olsa bazı modeller ‘yeni Kate Moss’ adı altında lanse ediliyor. Halbuki modelliğin ötesinde bir mertebede yer alan Kate Moss’un bir varisi olmadığı apaçık ortada. Henüz 14 yaşındayken keşfedilen Moss, 90’ların Twiggy’si oldu. Grunge estetiğiyle şekillenen bu dönemde ‘heroin chic’ adlı aşırı zayıf imajın simgelerindendi. Yıllar, Moss’un lehine işledi ve ünlü model tesirinden hiçbir şey kaybetmedi. 90’lardan bu yana stiliyle sayısız trendin altına imzasını attı.
Çabalamadan şık görünmenin kuralları hep ondan öğrenildi. Müzik festivallerinde jean şort ve plastik yağmur botuyla, Londra sokaklarında skinny jean ve babetlerle, partilerde vintage elbiselerle cool görünmenin mümkün olduğunu moda ahalisine dikte eden o oldu. Bugün Kate Moss ismi bir marka haline geldi. Süpermodel, Topshop ve Longchamp gibi farklı markalar için koleksiyonlar hazırlayarak kendi tarzını yakalamaya çalışanlara ‘a la Kate Moss’ parçalar yaratıyor.
Elsa Schiaparelli: 1930’larda sanat arenası sürrealist akımla hareketlenirken Elsa Schiaparelli bu akımla kol kola girdi. Sürrealizmin sanatta yaptığını, o moda dünyasına uyarladı: Kadınlara, beklenmedik ve şok edici tasarımlar sundu. Çekmece şeklinde cepler, ıstakoz ve akrobat formlu düğmeler, ayakkabı görünümlü şapka… Bunlar, Schiaparelli’nin dahiyane tasarımlarından sadece bazılarıydı. O, moda aracılığıyla sanatın yanağına bir öpücük konduran yegane tasarımcılardan oldu. Ünlü sanatçılar Salvador Dali, Jean Cocteau ve Christian Berard ile birlikte çalıştı. Renklerle arası daima iyi oldu. ‘Shocking pink’ adını verdiği cart pembeyi kullanmayı çok sevdi. Otobiyografisi ‘Shocking Life’da, bir moda tasarımcısı olmasa hokkabaz, doktor, yazar, aşçı, zenginlerle düşüp kalkan bir fahişe veyahut bir rahibe olabileceğini yazdı. İşte gerçek bir eksantrik!
Annie Leibovitz: Annie Leibovitz, çektiği yüzlerce moda ve portre fotoğrafıyla modanın görsel lisanını zenginleştiren bir fotoğrafçı. 70’li yıllarada Rolling Stones Dergisi için her denklaşöre basışı onu müthiş bir üne kavuşturdu. Ölümünden saatler önce John Lennon’ı çırılçıplak bir şekilde Yoko Ono’ya sarılmışken fotoğraflayarak ismini kült statüsüne taşıdı. Dergi için çalıştığı on yıl süresince tam 142 kapak fotoğrafı çekti. 1983’te Vanity Fair Dergisi’nin ekibine katıldı ve doygun renklerdeki realist fotoğraflarıyla bu dergiyi de ihya etmeye başladı. 1991’de, hamile Demi Moore’un çırılçıplak kapağa taşıması, Leibovitz ismini bir fenomene dönüştürdü.
Anna Piaggi: Moda editörlüğünün duayenlerinden Anna Piaggi’nin giyim kodunun kilit kelimesi, teatrallik. 70’ler boyunca Manolo Blahnik, Dolce&Gabbana ve Stephen Jones’un kariyerlerini besleyen Piaggi, aynı zamanda Karl Lagerfeld’in de ilham perisi oldu. Lagerfeld onun için, “Rol yapar gibi giyiniyor. O müthiş bir oyuncu ve kendi oyununu yazan bir yazar” demişti. Modanın artan homojenliğine Piaggi’nin cevabı her zaman orjinallik oldu. Tarihin farklı dönemlerine atıfta bulunan kıyafetleri ustalıkla bir araya getirmesi ve akla hayale gelmeyecek renkleri birlikte kullanması, Piaggi’nin alamet-i farikaları. Kaleme aldığı moda yazıları da en az kendisi kadar sıra dışı olmalarıyla dikkati çekiyor. Piaggi’yi, mutluluk halesine benzettiği envai çeşit şapkalarından birini takmamışken görmek neredeyse imkansızdır…
Patti Smith: Patti Smith, kaleme aldığı Çoluk Çocuk adlı kitabında, modayla ilişkisini şöyle tarif eder: “Giyinme meselesine yaklaşımım, Yeni akım Fransız filminde rol alan bir figüranınkine benziyordu. Birkaç farklı görünümüm vardı. Mesela Dehşet Yolcuları’ndaki Yves Montand gibi kayık yaka çizgili bluz giyer ve boynuma kırmızı fular takardım. Ayrıca yeşil tayt ve kırmızı bale pabuçlarıyla Left Bank Beat görünümüm vardı. Ya da Audrey Hepburn’ün Şahane Macera’daki halini kendime uyarlardım; uzun siyah bir süveter, siyah tayt, beyaz çorap ve siyah Capeizo ayakkabılar. Hangi senaryo olursa olsun, hazırlanmak için ihtiyacım olan süre, genellikle on dakikaydı.” Müzisyenliğin ötesinde bir ozan olan Smith, modaya karşı da entelektüel bir yaklaşım geliştirdi. Beş parasız gezdiği yıllarda da, ünlü olduğunda da moda, onun için önem teşkil etti. Androjen stili ve rock’n’roll tavrı, halen modaya etki etmeye devam ediyor.
Coco Chanel: Coco Chanel, modanın gelmiş geçmiş en devrimci şahsiyeti. Onun devrimciliğinin emareleri, hem döneminin en aykırı tasarım fikirlerini üretmesinde, hem de bu fikirlerin yıllar boyu geçerliliğini korumasında gözlemlenebilir. En büyük başarısı, kendi ihtiyaçlarından yola çıkarak kadınların gereksinimlerini keşfetmesi oldu. 1900’lerin başında kadınların kuş tüyleri, tüller ve kuru çiçeklerden yapılma abartılı şapkalar taktıklarını fark ettiğinde, onlara süs-püsten arınmış şapkalar yaratarak tasarımcılığa adım attı. Şapka tasarlayarak başlayan serüveninde ona eşlik eden büyülü kelimeden asla vazgeçmedi: Sadelik. 1916’yaa kadar sadece iç çamaşırlarında kullanılan jarseyi dış giyime uyarladığında da, tüvit etek-ceket takımlar yarattığında da bu kelimeye sıkı sıkıya bağlı kaldı. “moda, şekle ve makul bir şekilde ele alınmalı. Bir elbise ne bir trajedi, ne de bir yağlıboya tablodur. Kısa ömürlü ve albenili bir kreasyondur; ebedi bir sanat eseri değil” diyecek kadar realist bir kadındı o. Günümüz modası, modernizasyonunu bu realist kadına borçlu.
Audrey Hepburn: “Givenchy’ye olan bağımlılığım, Amerikalı kadınların psikiyatristlerine bağımlılığından farksız” demişti Audrey Hepburn. İlk kez 1954 yapımı Sabrina filmi için Hubert de Givenchy’le birlikte çalışan yıldız, tasarımcının ilham kelebeği olmasının yanı sıra dönemin moda ikonu haline de geldi. Funny Face, Paris When It Sizzles ve Breakfast at Tiffany’s filmleriyle moda gezegeni üzerindeki çekim gücünü daha da artırdı. Kadınlar, filmlerdeki Hepburn’e olduğu kadar, günlük hayatta balıkçı yaka kazaklar, kapri pantolonlar ve babetlerle sade bir stil yaratan Hepburn’e de hayranlık besliyorlar.
Miuccia Prada: Miuccia Prada, günümüz modasının gideceği yönü en iyi tayin eden moda tasarımcılarından. Prada ve Miu Miu için hazırladığı koleksiyonlarla daime modanın trend belirleyicilerinden olmayı başarıyor. 1985’te sıradan bir naylon çantaya üçgen Prada logosunu ekleyerek ‘it-bag’ fenomenini başlatanlar arasında yer aldığından bu yana, pek çok trendin fitilini ateşleyen o oldu. “Modada bir şeyi gerçekleştirdiğin anda, yeni bir şeyi düşünmeye başlaman gerekiyor. Beki de bu biraz çılgınca. Artık her gün değişimi düşünüyorum” diyen Prada, değişim yaratma mütehassısı.
Diana Vreeland: Diana Vreeland, 1936 yılında Harper’s Bazaar Dergisi’nde kadınlara vermek istediği altın değerindeki moda öğütlerine tek bir sualle başladı: “Why don’t you… Neden bileğinize siyah bir tülden fiyonk yapmıyorsunuz?” veya “Neden yatak odanızdan kütüphanenize özel bir merdiven yaptırıp her basamağını en sevdiğiniz şarkıyı oluşturan notaların bulunduğu işlemeli bir halıyla kaplamıyorsunuz?” diye sordu. Vreeland, bu yenilikçi sorularla, zamane kadınlarına ilham vererek onların, kalıplarının dışına çıkmalarını sağladı. 1963’te Vogue dergisinin Yayın Yönetmeni olduğunda da sıra dışı fikirlerinden hiçbir şey kaybetmedi. Ne yazık ki modanın kaygan zemininde ayakta durmak kolay değildi. 1971’te dergideki işine son verildi. Yaratıcılığı durmak bilmeyen Vreeland, 69 yaşında New York’taki The Costume Institute of The Metropolitan Museum of Art’ın danışmanı oldu. Gelmiş geçmiş en etkileyici moda editörü, aforizmalarını moda tarihine kazıdı: “Moda gelip geçici bir şey. Şıklık, doğuştan gelir. İyi giyinmekle alakası yoktur. Şıklık, reddetmektir.”
Suzy Menkes: Suzy Menkes isminin, modayla haşır neşir olan kolektif hafızalardaki karşılığı, Samurai Suzy’dir. Menkes, International Herald Tribune’da moda yazarlığı yapmaya başladığı 1988 yılından bu yana kullandığı enteresan saç modeliyle bu lakaba sahip oldu. Kalemiyle modaya yön veren bu müthiş otorite, gazetecilikle Cambridge Üniversitesi’nde moda ve İngiliz edebiyatı üzerine eğitim alırken tanıştı. Okul gazetesi Varsity’nin ilk Kadın Yayın Yönetmeni oldu. Internationnal Herald Tibune’den önce on yıl süresince The Times’ın Moda Editörlüğünü üstlendi. Menkes, her yıl erkek ve kadın koleksiyonlarının sergilendiği defilelerin yanı sıra; haute couture şovlarına da katılarak yüzlerce makale kaleme alıyor. Paris’in daima modanın merkezi olarak kalacağına inana Samuria Suzy, modaevlerinin kendisine gönderdiği hediyeleri, Aamerican Hospital of Paris’e bağışlıyor.
Susan Sontag: Susan Sontag, Amerika’nın dünyaya armağan ettiği en provokatif entelektüellerden biri oldu. 1964’te ‘Nates on Camp’ adlı denemesiyle eşcinsel estetiği ele aldı ve bunun üzerinden yüksek ve alçak kültür arasında sanıldığı gibi bir uçurum olmadığını iddia etti. Zevkin ve estetiğin, yüksek kültürün tekelinde bulunmadığını öne sürdü. 1977’de yayınlanan On Photography kitabıyla bu kez de fotoğrafın kalıcılığını ve gerçekliğini sorguladı. Popüler kültür unsurlarını ele almaktan asla imtina etmedi. “Çok kötü olan aslında iyidir” yazdığında zevk ve zevksizlikle ilgili doğru bilinenleri tümüyle altüst etti. Sontag’ın öne sürdüğü tüm fikirler, halen modanın da içinde bulunduğu farklı disiplini etkilemeye devam ediyor. son olarak Louis Vouitton’un 2011 ilkbahar-yaz koleksiyonunun sunulduğu defilede oturma yerlerinde, Notes On Camp’ten bir cümlenin bulunduğu kağıtlar yer aldı: “Bayağı zevkle sıkıntı arasındaki ilişkiye fazla değer biçmemeli.”
Mary Quant: 60’ların üniforması mini etek, Londra’yı sallarken şehrin içinden geçtiği bu dönem ‘Swinging London’ adı altında moda literatürüne geçti. Dönemin optimizminin simgesi, Kings Road’da açtığı butiği Bazaar’la modayı demokratikleştiren Mary Quant oldu. Genel inanış Quant’ın mini eteğin mucidi olduğu yönünde olsa da o, Andre Courreges’in icat ettiği bu parçayı popüler hale getirdi. Göz alıcı grafik desenler, kısacık etekler, ve diz üstü çizmeler Quant sayesinde Londra sokaklarını renklendirdi. Dönemin bir başka büyük icadı olan doğum kontrol hapıyla özgürleşen kadınlar, mini etekleriyle özgürlüklerini meşrulaştırdılar.
Vivienne Westwood: İngiliz modasının büyükannesi, sıra dışı fikirleri ve anarşist ruhuyla 70’lerden bu yana modaya radikallik pompalıyor. Londra’da punk akımının gelişmesinde başrol oynayan Westwood’un, önceleri öğretmenlik yaptığına inanmak güç. 1965’te Malcolm McLaren’le tanışmalarının ardından ikili açtıkları butiklerle dönemin anarşist gençliğine hitap eden kıyafet ve aksesuarlar sattılar. Westwood, 1981’de Pirates adlı koleksiyonunu podyuma yolladığı andan itibaren modanın konformizmine karşı duracağını göstermiş oldu. Başkaldırıyı seven tasarımcı, koleksiyonlarına daima kostüm tarihçesinden öğeler ekliyor ve bunları beklenmedik şekillerde yapıyor. Geleneksel İngiliz kumaşları tartan ve Harris tüvidi, 19. yüzyıl giyim kodunun parçaları krinolin ve korse, Westwood’un kreasyonlarını egzantrikleştirme görevini üstlenen öğelerden sadece bazıları. Moda arenasının Westwood’a özgü kışkırtıcılığa her zaman ihtiyacı var.
Jane Birkin: Hermes’in en çok arzulanan çanta modeline isim anneliği yapmış olmak, Jane Birkin’in moda üzerindeki tesirini kanıtlıyor aslında. İngiliz aktris ve oyuncu, 60’lar ve 70’lerde bohem ve ‘tomboy’ stiliyle modaya ilham periliği yaptı. Bambi gibi incecik ve kırılgan görüntüsünü tamamlayan minicik elbiselerle de, jean pantolonlarla da aynı oranda özgün oldu. Kadınlar, efor sarf etmeden şık görünmek konusunda halen ondan çok şey öğreniyorlar.
Jeanne Lanvin: 20’li ve 30’lu yıllarda modanın modernleşme süreci hız kazanmışken Jeanne Lanvin, geleneksel ve romantik moda anlayışıyla var oldu. Lanvin markasının gelenekçi yaklaşımı, logosunda da kendini gösterdi. Jeanne Lanvin’in kızına elbise giydirirken resmedildiği logo, halen markanın resmi logosu olarak kullanılıyor. Jeanne Lanvin’in en büyük ilham kaynaklarından olan kızı, tasarımcının anneler ve kızları için koleksiyonlar hazırlamasında etkili oldu. Göğüs bölümü vücuda oturan, etekleri kloş şekilde tasarlanan ‘Robes de style’, Lanvin’in modaya kazandırdığı en mühim icatlarındandı. Markasına, parfümden iç çamaşırına, dekorasyon objesinden erkek kıyafetine kadar pek çok farklı parçayı dahil etmesi, yaratıcılığının yanında kıvrak zekalı bir iş kadını olduğunu da ispatladı.
Phoebe Philo: Birkaç sezondur Celine markasının modada yarattığı gözle görülür etkiyi, 2001-2006 yılları arasında Chloe markası gerçekleştirilmişti. Her iki olayın ortak noktası, bu markaların tasarımcılığını üstlenen Phoebe Philo adlı mucize. Önce, ‘babydoll’ elbisleer, bebe yakalı bluzlar, kloş eteklerle kadınlara ‘girlie’ estetiği aşıladı Philo. Ardından kariyerinin zirvesindeyken Chloe’den ayrıldı. Mazereti günümüzün kariyer kadınlarından beklenmeyecek ölçüde naifti. Philo, çocuğuyla daha çok vakit geçirmek istemişti. Neyse ki moda dünyasıyla ayrılığı çok uzun sürmedi. Geri dönüşüyle birlikte bu kez Celine, modanın spot ışıklarını üzerine çekti. Philo’nun ‘girlie’ kadınları, yerlerini ‘gerçek’ kadınlara bıraktılar.
Jacqueline Kennedy: Yıl 1962… Amerika’nın ‘first lady’si Jacqueline Kennedy’nin yıllık kıyafet harcaması 150 bin dolar. Kennedy’i tüm zamanların en stil sahibi Beyaz Saray leydisi yapan, kıyafetleri için bu kadar çok para harcaması değildi tabii. O, doğuştan zarafet ve şıklık bahşedilmiş bir kadındı. Kennedy’nin gardırobunu emanet ettiği tasarımcıların başında Oleg Cassini geldi. Jackie O. Tarzını yaratan abartıdan uzak tasarımlar, modanın her döneminde etkisini gösterdi.
Madeleine Vionnet: Madeleine Vionnet, Belle Epoque döneminin korse ve bir sürü gereksiz detayla kadın vücudunu cendereye sokan elbiselerini reddeden bir tasarımcı oldu. Verev kesim tekniğinin duayeni kabul edilen Vionnet’in moda anlayışı, var olan kurallara başkaldırıp kadın vücudunu özgürleştirmekten yanaydı. Bunun için de elbiselerin kesimleriyle işinin ehli bir şekilde deneyler yapmaktan hiçbir zaman kaçınmadı. Çizim yapmayan Vionnet, tahta bir oyuncak bebek kullanarak elbise modellerine karar verirdi. Vücudun bir parçasıymış izlenimi veren akışkan elbiselerde, verev kesimler ve drapelerle mucizeler yaratmayı da bu sayede başardı.”Bir ressamdan ziyade heykeltıraşım. Renklerden çok formlara duyarlıyım” diyerek moda tarihindeki ayrıcalıklı yerini aldı.
Donna Karan: Bir kadının gardırobu sadece yedi parçayla baştan yaratılabilir mi? Dona Karan, 1980’lerde kadınlara bunun mümkün olduğunu ispatladı. Tasarım yaparken tek bir kadından ziyade evrendeki tüm kadınları göz önünde bulundurduğunu söylemiş olan Karan, daima gerçek anlamda giyilebilir kıyafetler yaratmakla ilgilendi. Mucizevi parça ‘body’ ile kadınların hayatlarını değiştirdi. Karan için yaşamı kolaylaştıran kreasyonlar üretmek halen önemini koruyor.
Rei Kawakubo: Rei Kawakubo, 80’lerde Comme des Garçons markasıyla modaya dair bilinen her şeyi ters yüz etmeye başladı. Modaya yap bozla uğraşan bir çocuğun heyecanıyla yaklaşan tasarımcı; asimetrik kesimleri, kafa karıştırıcı kalıpları ve şaşırtıcı kuplarıyla müthiş bir devrim yaptı. Onun avangart estetiği ve bitmek tükenmek bilmeyen yaratıcı fikirleri, halen modaya tazelik katmaya devam ediyor. günümüzde popülerleşen ‘pop-up mağazalar’, ilk kez onun yarattığı ‘gerilla mağazacılık’ konseptiyle ortaya çıktı. Kawakubo 2004 yılında, kendisi gibi avangart tasarımcıları ağırladığı Londra’daki The Daver Street Market adlı konsept mağazasıyla mağazacılığa da yepyeni bir boyut kazandırdı.. Modaya entelektüellik katan bu gözü pek kadını modanın sanat olmadığını savunuyor.
Madame Gres: Efsanevi fotoğrafçı Cecil Beaton’a göre Madame Gres, hiçbir Yunanlının hayal edemeyeceği Grek elbiseleri yarattı ve müşterilerini yürüyen heykellere dönüştürdü. Onun bir heykeltıraş olmak üzere eğitim aldığı göz önünde bulundurulduğunda, kadınları birer heykele dönüştürecek elbiseler tasarlamış olması sürpriz değil. 1934’te Alix adıyla açtığı modaeviyle birlikte tasarladığı drapeli ipek ve jarse elbiselerle modada çığır açtı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından markasına Madame Gres ismini verdi. Atölyesi, sekiz odasında görev alan 180 çalışanıyla Paris’in en büyüklerinden biri oldu. Tam bir işkolik olan Gres, kuaföre gitmek için bile vakit ayıramadığı için saçını bir türbanla örtmeye başladı ve bu aksesuar onu tanımlayan bir parça haline geldi. 1993 yılında beş parasız şekilde Fransa’nın güneyinde öldüğünde moda arenasına tasarım harikası drapeli elbiseleri miras bıraktı.
sponsorlu bağlantılar
bebek süveter modelleri,drape nasıl yapılır,pun dore me krrabza bluza,tel kırma anlatımlı yapılışı,pazar filesi yapilisi,seksi karılar,takı tasarımları,1930 YILI YAKA MODELLERİ,çocukların icatları,avangart şapka modelleri
İlgili yazılar
- Her kadın ayakkabı sever modayı takip eden kadınlar FLO’yu tercih eder
- Ebru Sanatı Ustaları Kimlerdir
- Birbirinden Şık Tasarımlarıyla, İnci Deri Modayı Belirliyor
- Fark Yaratan Makyaj Fırçaları
- Seksİ GÖrÜnmek İsteyen TÜrk Kadinlar
- 29 yaşındaki kadınlar mini etek giyemez
- Bu bluzlar modayı takip edenler için!
- Çanta Canavarı Kadınlar
- Tırnaklar da modayı takip ediyor
- Beyaz Giyen Kadınlar 2010 Yazına Damgasını Vuracak
- Tek tip kadınlar tarih oldu
Kategori Etiketler: Güzellik & Moda 2012 örnekleri tarifi ,2011 modelleri Güzellik & Moda anlatımlı kolay örgüler danteller ,resimli kolay Güzellik & Modaörgüler, resimli Güzellik & Moda video ile anlatım kolay örgüler ,Güzellik & Moda örnekleri modelleri, daryalı günler Güzellik & Moda dantelleri , pratik Güzellik & Moda oya tarifleri resimleri ,kolay Güzellik & Moda tarifleri,açıklamalı kolay ve pratik Güzellik & Moda tarifleri ,
Modayı Yaratan Kadınlar Kimlerdir ara,Modayı Yaratan Kadınlar Kimlerdir video ,Resimli Modayı Yaratan Kadınlar Kimlerdir tarifi, oktay usta Modayı Yaratan Kadınlar Kimlerdir tarifi,Güzellik & Moda,Modayı Yaratan Kadınlar Kimlerdir,videolu Modayı Yaratan Kadınlar Kimlerdir tarifi,Modayı Yaratan Kadınlar Kimlerdir resimleri